May
29
2008
0

Atarük ve Arkeoloji Kültür Antropoloğu

‘Kültür AntropoloÄŸu’ nedir ne deÄŸildir uzun uzun başınızı
aÄŸrıtmayacağım. Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel’e gidelim. Ahlatlıbel
Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer biliyorsunuz. Bütün arkeoloji
kazılarının yapılma emrini veren Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini
veren de Mustafa Kemal. Ama bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza; öyle
değil. Nasıl yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç anlamadım.
Bakıyorsunuz Efes kazıları baÅŸlıyor iki kere gidiyor, Konya’da Asar kazıları
başlıyor başında, birde bakıyorsunuz Ahlatlıbel kazıları başlamış başında,
toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. ‘Ya ne yapıyor Mustafa Kemal’ diyorlar.
Çankaya’ya gidiyor, Çankaya’da üç gün üç gece hiç uyumadan; uyumamak için
alnına ıslak bezler koydurmuş, birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor bir
heyecan bir telaÅŸ. Üç gün sonra ‘gelin diyor Ahlatlıbel’e gidiyoruz’. Hemen
geliyor diyorki ‘arkeologlar toplanın’. Biliyorsunuz baÅŸlarında en büyük
arkeoloÄŸumuz Zübeyir KOÅžAR var. Bu Zübeyir KOÅžAR’ın bir e bir anısıdır.
Toplanıyor ve diyorki Mustafa Kemal heyecanla; ‘kazdığınız yer yanlış,
ÅŸurayı kazmanız gerekir’. Yabancı arkeologlar ‘el insaf paÅŸam, anladık iyi
askersin iyi devlet adamısın ama yani bu işte bizim işimiz niye
karışıyorsun’ der gibi aralarında birkaç ÅŸey oluyor ama emir büyük yerden.
BaÅŸlıyorlar Mustafa Kemal’in gösterdiÄŸi yeri kazmaya. Sonuç mu? Bütün
bulgular ordan çıkacaktır. İnat uğruna, kendi ceplerinden öder ve kendi
dedikleri yeri kazarlar hiçbir bulguya rastlamıycaklardır.

May
29
2008
0

Atatürk Çiçeği İsmi Nereden Geliyor?

Bizler iyi değerlendirmemişiz onun çevre hareketini ama bakın
dünya ne güzel değerlendirmiş hareketini. Ben size bu bilgileri vermek için
1919 başladım ve bugüne kadar çıkan bütün gazete ve dergileri tarıyorum.
Taramam sırasında 28 Temmuz 1933 günün Cumhuriyet gazetesinde bir haber
okudum. İnanılmaz bir haberdi. Hani bir çiçek alıyoruz, kırmızı renkte,
hediye götürüyoruz ve adına da ‘ATATÜRK ÇiçeÄŸi’ diyoruz. O ATATÜRK çiçeÄŸinin
adını biz koyduk zannediyorduk ama bakın gazeteyi aynen okuyorum. Gazete
haberi ÅŸu ‘Chicago özel, geçenlerde Vanderbit Üniversitesi profesörlerinden
doktor Kirk Landın laboratuarlarında muhtelif ameliyeler neticesinde kırmızı
renkte yeni bir çiçek elde edilmiştir Profesör bu yeni çiçeğe isim ararken
yanında duran ama Tarsus Kolejinde ATATÜRK’le tanışmış, ondaki tabiat bilgi
ve ilgisine hayran olan bir diğer profesör bu çiçeğe ATATÜRK isminin
verilmesini önermiştir. Ve bu öneri dünya nebatat dairesine iletilmiş ve
ATATÜRK’ün yaptığı çalışmaların anlatıldığı toplantıda oy birliÄŸiyle kabul
edilmiÅŸtir’. Yani dünyadaki her ülkede bu çiçek Gazi ATATÜRK adıyla
üretiliyor ve satılıyor.

Peki başka bir lider varmı diye araştırdım bir çiçeğe adını
veren, başka hiçbir lider yok. Çünkü tabiatıyla bu kadar bütünleşebilen bir
lideri dünya tarihi yazmamıştır. Diyorki Mustafa Kemal ‘çevre hareketi
dışında eğer lider olacaksanız eğer lider olmaya kalkıştıysanız ki içinizde
öğrenci arkadaşlar var mutlaka sınıf başkanları vardır eğer sınıf başkanı
olacaksan bu bi liderliktir sınırın nedir? sınıftır sınıfın içerisindeki tek
bir tebeşir tanesi tek bir sıra tek arkadaşının problemiyle
ilgilenemeyeceksen o liderliÄŸi kabul etmeyeceksin demektedir Mustafa Kemal.

May
29
2008
0

Atatürk Orman Çiftliği Kurulması

ATATÜRK’ün cevabı ATATÜRK’çedir. Derki ‘Ben en zor olanı
yapayımda siz arkamdan kolayları nasıl olsa yaparsınız.’ Ne bilsin ki en
kolayları bile çabuk yıkabildiÄŸimizi ama, bu aradaTahsin ÇOÅžKAN ‘PaÅŸam burda
hiçbir ÅŸey yetiÅŸmez, pek uÄŸraÅŸmayın’ der. Ama dinleyen kim. Derki ‘Tahsin
buraya ziraatçileri getir ve incele bana resmi bir yazı getir burasıyla
ilgili’. Biraz sonra Tahsin COÅžKAN çok mutlu, kendi dediÄŸi çıktı, üzerinde
‘Burada hiçbirÅŸey yetiÅŸmez’yazılı, altında da ziraatçilerin imzasının olduÄŸu
bir belgeyi Mustafa Kemal’in önüne koyar. ATATÜRK biraz mütebbessim okur bu
yazıyı. Kaleme alır, bu kağıdın yanına aynen ÅŸunları yazar ‘BURASI VATAN
TOPRAÄžIDIR, KADERİNE TERK EDEMEYİZ’. Etmez de. Aynı Sakarya savunması gibi
akasya savunmasını ele alır, çam ve köknarı oraya 30 Ağustos olarak tamamlar
ve hiç unutmayacağımız bir gün, lütfen hiç unutmayın, tarihte atladık bu
günü, 25 Mayıs 1933. Ne yapar biliyor musunuz? Hani 5 Haziranlarda
kutladığımız bir gün var, çevre günü değil mi? Çevre günü ne zaman
kutlanmaya başladı? 1980 den sonra. Peki 25 Mayıs 1933, ATATÜRK ne yaptı?
İlk Çevre günü kutlamasını yaptı. Hem de bugün okullara soruyorum diyosunuz
ki ne yaptınız diye ‘ya aÄŸaç diktik diyorsunuz ya çöp topladık’ öyle falan
değil. Bütün Ankara halkını bedava trenlerle buraya getirtiyor, ağaçlar boy
vermişler, altında dinlenmektedirler, havuz yapılmıştır, çocuklar
yüzmektedirler. Hatta bütün masrafı cebinden ödemiştir ama karı da
almamıştır, buraya bir fabrika yaptırmıştır, süt ürünleri üretilmektedir,
herkes yamektedir. Herkes çok mutlu ama en mutlusu Mustafa Kemal ATATÜRK.

Nebizade diye bir arkadaşı var, Nebizade’nin kafa çok karışık.
‘Yahu paÅŸam senden baÅŸka bir tek kiÅŸi burada bir aÄŸaç yetiÅŸeceÄŸine inanmadı.
Peki sen nasıl anladın burda orman olacağını?’ der. ‘Gel Nebizade gel, ÅŸimdi
anlatayım sana. Hani Tahsin ÇOÅžKAN’ın burda birÅŸey yetiÅŸmez dediÄŸi günün
akÅŸamı tebdili kıyafetle Çankaya’dan kaçtım, burdaki köylülere geldim.
Köylüler beni tanımadılar. Köylülere, ağalar dedim burda ağaç yetişip
yetiÅŸmeyeceÄŸini bana en kolay yoldan nasıl ispat edersiniz dedim. ‘Al
dediler’, bana bir testi su verdiler, bir de kazma kürek. ‘Kaz orayı iki gün
sonra gel biz sana ne olacağını söyleriz’ dediler. Ah o iki gün Çankaya’da
nasıl geçti bir Allah bilir bir de ben. İki gün sonra gittim testiyi
çıkardım, testinin içinde su bitmişti, köylülere uzattım. Dediler ki bana
‘aÄŸa testide su kalmamış, toprak su emiyor, bakma bunun üstünün kurak
olduÄŸuna, biraz uÄŸraÅŸ burda ne ekersen biçersin’. Ve hani Tahsin COÅžKAN’ın o
raporu bana getirdiÄŸi gün ben çoktan projeye baÅŸlamış epey de ilerlemiÅŸtim’
diyecektir.

Dünya lideri olmak öyle kolay değil biliyor musunuz. Hani
ATATÜRK’e kimdi en çok karşı çıkan, evet Tahsin COÅžKAN’dı. Onu da ATATÜRK
buraya müdür tayin eder. Evet lider olmak hakikaten kolay iş değil. Bu arada
biz bu 130 belgeye hiç çalışmamışız. Çalışmadığımızın en acı örneğini
Türkiye yaÅŸadı zaten. Neydi o örnek ‘17 AÄŸustos depremi’. Evet deprem bir
kaderdir ama kader olmanın ötesinde dolgu alan çöktü, dolgu binalar çöktü.
Oysa 1930′dan beri bize ‘lütfen tabiatla oynamayın, tek bir aÄŸaçla bile
oynamayın’ diye bize örnek olan bir liderimiz varken yaÅŸadık bu acıyı

May
29
2008
0

Atarük ve Yalova Köşkünü Raylar Üzerinde Kaydırılması

Galiba şimdi anlatacağım inanılmaz projeyi de o gün düşünmeye
baÅŸladı. Hani ‘Bir daha böyle bir ÅŸeyle karşılaÅŸabilirsem nasıl müdahale
edebilirim’ diye. Çok deÄŸil doÄŸa katliamı, en kolay yaptığımız katliam.

Yıl 1930 ATATÜRK Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir
bahçıvan koca bir çınar aÄŸacını kesmek üzeredir. ‘Yahu’ der ’sen hayatında
hiç böyle bir ağaç yetişdirdinmiki? Kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve
niye ?’ der. Bahçıvan derki; ‘PaÅŸam çınar aÄŸacının kökleri köşkün temelini
kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü
kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın ama biz ağacı
kesiyoruz’. Bir an düşünür; ‘Hayır gerekirse köşkü aÄŸaçtan uzaklaÅŸtırırız’
der. Derlerki bu gün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutupta ağaçtan
uzaklaştırmak? Ama inanırmısınız mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil
ama ne yapar biliyormusunuz? İstanbul’daki köprü altındaki tramvay raylarını
Yalova’ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduÄŸu gibi tutarak kendisi de kazma
kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü
ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çekerek hala Cumhuriyetimiz gibi ayakta
durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.[2][2]

May
29
2008
0

Atürk ve Ankaradaki İğde aÄŸacı – AÄŸaç Sevgisi

ATATÜRK’ü aÄŸlarken tarih çok ender tespit etmiÅŸtir. 25 yıllık
araÅŸtırmacıyım, 7 tespitim oldu. İlki Çanakkale’de topçu atışımız baÅŸladığı
sırada döktüğü gözyaşıdır, bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikaye ama
ben yine de anlatacağım. O günün Ankarası kurak, çorak bir köy. Çankaya’dan
meclise gelirken yol üzerinde sadece ama sadece bir tek iğde ağacı varmış.
ATATÜRK o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş
ve o iÄŸde aÄŸacına selam verirmiÅŸ. ‘Aman demiÅŸler paÅŸam ne yapıyorsunuz
böyle?’, ‘Eee o demiÅŸ yediÄŸim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduÄŸum
havanın bir neferi. En az diÄŸer neferler kadar bunun da selama hakkı var’.
Yani ‘niye ÅŸaşırıyorsunuz?’ der gibiymiÅŸ. Ve bir gün yanında bulunan
arkadaşına ‘İşte bu benim…’ derken bide bakıyor aÄŸaç yok ortada hemen
iniyor ‘Ne yaptınız bu aÄŸaca’ diyor. ‘PaÅŸam’ diyorlar ‘yolu geniÅŸletmek için
mecburduk kestik o aÄŸacı’. ‘Yahu diyor bitek bana soraydınız bu aÄŸacı
kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum’ diyor. Daha fazla dayanamıyor,
arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür
ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok zor
şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve lideri olduğu
için de bu toprakların da o iÄŸde aÄŸacının da sorumluluÄŸu Mustafa Kemal’in
omuzlarındadırda onun için.

Sitemap | Iletisim